Çimlerin Dayanılmaz Takdiri

Bir tatil sitesi. Bir aylık ev kiralanmış. Maksat çocuklar mutlu olsun. Sığ bir denizde yüzebilsinler, akşam gazinoda saat 12.00’ye kadar güvenli bir ortamda gezebilsinler, bisiklete binebilsinler.

Her şey güzel. Yerleşildi. İlk birkaç günün telaşesi, hava çarpmasına ait ufak tatsızlıklar ile uğraşıldı, kira evinde bulunmayan ama olması gereken şeyler için ufak tefek alışverişler yapılıyor, park yerinden gelirken de bir çimenlik üçgen alan var, eldekilerle oradan geçiyor bazen anne. BAZEN…

Çünkü ne zaman her zekası fena olmayan insan gibi bir üçgeninin en uzun kenarından dolaşıp karşıda gördüğü eve ulaşmak yerine üçgenin içinden geçen bir yol tutturuyor, hatta bazen yalınayak. Elbette Türkiye’de büyümüş bir kişi olarak suçluluk duyarak yapıyor bunu… Bir izleniyor olma duygusu içinde. “Çimlere basmayınız” tabelaları (yanında çiçek resmi olanlar) kazınmış çocuk hafızasına ve kaç kere parklarda bekçiler kovalamış onu. Kesin birisi görüyordur ama neyse hadi geç! Belki burada normal karşılanır. İNŞALLAAAH deyip geçiyor.

Günün birinde yakalanıyor. Doğal sonuç. Çünkü karşıki evin gelini (muhtemelen kurumsal dünyada çalışan biri ve hafta sonları (loong weekend) yapıp kayınvalidenin yazlık evine geliyor. Çok haklı olarak doğayla haşır neşir olacağı meşgale nedir? Toprakla uğraşmak ve stres atmayı bir nebze kolaylamak.

Ne yapılır verimliliği artırmak için? Evin bahçesi tamam. Peki şu siteye ait yer de öyle kalmasın oraya da bakalım. Bak nitekim güller ektik, otlardan çimen üretmek için her akşam 19.00’dan sonra suluyoruz, elde tırmık çamların iğnelerini topluyoruz, çevreden takdir yerine de “abla boş versene, yahu geldin şuraya iki gün dinlen” diye asap bozan eş dostun lafını dinliyoruz.

Veeeee, o kiracı dümdüz çimenliğimin (otlardan sulanarak özenle bakımla var edilmiş o yerden) geçiveriyor. Hiç tınmıyor kadın. Bir de “kolay gelsin” deyip gülümsedi geçerken yanımdan. Fesüphannallah… “Sağ olun, teşekkürler de, biz buraya çok emek harcıyoruz gördüğünüz gibi, lütfen buradan geçmeyin, yolu kullanın” diye yapıştırıyor. Haklı.

Kiracı, “Ahhh! İşte burası da aynıymış, burada da çimler sadece bakılmak için yapılır, üzerine basılmaz mantığı” diye düşünüp hemen yelkenler suya iniyor. “Tabii, elbette, bundan sonra basmayız” deyip hemen üçgenden çıkıyor. Hemen eve telefon ediyor cepten: “Aman haaa oradan geçmeyin gazinoya gelirken, öbür tarafı kullanın o evin önünden de geçmeyin bir daha”

Suçluluk, mahcubiyet, kızgınlık (kendine elbette, hala burada yurtdışındaymış gibi bir mantalitede çimenlere basıp yayılıp oturulabileceğini düşünebiliyorsun, yazık geçen ömrüne)… Hepsi bir arada yoğun biçimde hissediyor.

Sonra aklına bir şey takıldı. O üçgenin genel siteye ait olduğunu o bilmiyordu ki. Nereden bu bilgi var kafasında? Eveeet, o hanım söyledi. O kadar “bir daha geçmem” demekle meşguldü ki karşıdakini aktif dinleyememişti. Şimdi duyuyordu kulaklarında o sözleri : “Aslında “ diyordu, çimenlere bastırmayan komşu, “burası genele ait ama biz çok emek harcıyoruz, takdir edersiniz ki….” Yani düşünmüş tartmış eğer itirazla karşılaşırsa “sana ne? burası ortak araziymiş” derse karşıdaki diye hazırlamıştı bu repliği. İtiraz gelmese de olsun boşa gitmesin diye eklemişti.

“Haaaa, aslında olay acaba takdir edilmek mi? “diye düşündü kiracı.

“Ben buraya emek veriyorum, sadece bakılır, bunun üzerinde yaşanmaz, geçilmez, burasının zevki çıkarılamaz. Sadece bakarsanız, basmaz ve takdir ederseniz, ben de sizi takdir ederim. Yoksa siz nereden çıktınız ve bana kolay gelsin dediniz? Anlamsız”

Şimdi ben sorayım. Anlam nerede bu öyküde?

Özlem Balkan

Post a Comment